Özel Güvenlik Görevlisi Maaşlar Yasa Tasarısı 5188
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI REKLAM İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HUTAME

Eren ERDEM

27/Aralık/2009, 22:03

Eren ERDEM

HUTAME

HUTAME kelimesi, ‘’hatm’’ kökünden türemiş bir kavramdır. Büyük dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre hutame, kırmak demektir. Kırmak ve un ufak etmek anlamındaki , fiiller gibidir. Bir noktaya kadar gidebilen sınırlı kırmaların tümü için kullanılır. Yüce Allah buyurur: Süleyman ve ordusu farkında olmadan sizi çiğnemesin. Fiil, şeklindedir.

Aşırı sürmesi nedeniyle develeri kıran sürücüdür. Cehennem de diye adlandırılmıştır. Yüce Allah hakkında buyurur ki:

O kırıp geçenin ne olduğunu bilir misin sen? Aşırı çok yiyen kişiye de, cehenneme benzetilerek ve şairin: Karnında bir tandır varmış gibi sözü düşünülerek, denmiştir.

Dokuyan veya üretenine nispet edilen zırh demektir. ve İki yer ismidir, ise: Kuruluktan kırılan şey demektir. Yüce Allah buyurur: Sonra ekin kurur; onu sararmış görürsün. Sonra Allah onu bir çöpe dönüştürür

Kuran, HUTAME durumuna düşecekleri tanımlarken iki ifade kullanmaktadır;

Yazıklar olsun davranışlarıyla insanların kişiliklerini kıran, haysiyet ve namuslarını inciten, SÖMÜRÜCÜLERE!

2. O ki servet yığıp mal biriktirir, parayı tedavülden çeker, kesesine doldurur ve onlara odaklanır

Hümeze suresi, ‘’ yazıklar olsun humeze ve lumezeye’’ biçiminde başlayarak, ardı sıra bir mantık inşa etmek sureti ile, humeze ve lumezeyi ‘’mal biriktirme-servet depolama-altın ve gümüşü istifleme’’ ile ilişkilendirir ve bu fiillerin bünyesindeki bedenlerin HUTAME haline itileceğini ifade eder.

Humeze ve Lumeze nedir ?

وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ

Veylül li külli hümezetil lümezeh.

Yazıklar olsun bütün hümeze ve lümezelere…

Daha önce de belirttiğim gibi, Kuran’ı anlamak için baş ucunuza eğer farklı bir kaynak koyarsanız, bu kavramları ‘’Kuran’ın anlatmak istediği düzlemde’’ algılamanız imkansızlaşır. Kuran, öne çıkardığı kavramları, yine kendi bünyesinde açıkladığından, kendisine ‘’ahsene tefsir’’ demiştir.

(FURKÂN suresi 33. ayet) Ve la ye'tuneke bi meselin illa ci'nake bil hakki ve ahsene tefsira

(FURKÂN suresi 33. ayet) Onlar sana bir mesel getirdikçe,biz sana hakkı ve en güzel açıklamayı getiririz.

Ahsene Tefsir, en güzel açıklama demektir. Bu ifade kullanılarak, vahiy sürecinin ‘’en güzel açıklamaları ihtiva ettiğini’’ görebiliriz. Şunu net biçimde anlamak gerekir ki, vahiy süreci tamamen ‘’Kuran’’ bünyesinde toplanmış bir süreçtir. Yani Hz.Muhammed’e ne vahyedilmiş ise, Kuran’da toplanmıştır. Dolayısı ile Kuran dışı vahyin imkansızlığı söz konusudur. Bu konuyla ilgili olarak Mehmet Yaşar Soyalan’ın ‘’Vahiy Savunması’’ adlı eserinde bir bölüm çok güzel biçimde konuyu izah etmektedir;

Kuran dışı vahiy anlayışı, yeni bir olgu değildir. İslam’ın ilk yüzyılında ortaya çıkmış; siyasi, ekonomik, ve sosyal ortamın hazır hale gelmesi/getirilmesi sonucunda, özellikle de güç odaklarının etkisi ve yönlendirmesi ile kısa bir süre içinde başat bir anlayış olarak toplumu egemenliği altına almıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kuran dışı vahiy iddiası, güç odaklarının arzu ve emelleri yönünde vücut bulmuştur. Bunu anlamanın en kolay yolu ise, ‘’kıyas’’ yöntemidir. Yani, herhangi bir vahyi iddiası bulunan beyanatı alıp, Kuran bütünlüğüne arz ettiğinizde, çelişkiyi görebilirsiniz. Fakat, bu üretilmiş beyanların çoğu, yine Kuran’da belirtilen hususlarla ilişkilendirildiğinden, toplumların Kuran’ı anlaması imkansızlaşmaktadır. Dolayısı ile, Ahsene Tefsir ifadesi, Kuran’ı anlamak için, sadece Kuran’a başvurmanın yeterliliğini gözler önüne seren bir ifadedir.

Egemen din algısı, Kuran’dan kopuktur. Bu kopukluk ayrıca birtakım düşünsel zırhlar ile bezenmiştir ki, insanlar bunu sorgulama cüreti gösteremesin. Lakin, tarihe baktığımızda, bu algının ürünü olan toplumun, raiyye, yani eşek sürüsü tabirine yakın bir düzlemde koşullandığı gözler önüne serilmektedir. Bunu anlamak için sistemi tanımak, olan olayları ele almak gerekir ki, tarihin ve Kuran’ın belirgin veriler, bizlere bu sonucu göstermektedir.

Hz.Peygamber’in hayata gözlerini açtığı toplum, vahşi kapitalizmin en belirgin niteliklerini yaşamakta olan bir toplumdur. Bu toplumun ‘’sınıfsal yapısı’’, radikal çizgiler ile belirginleşmiş, köle ve efendi arasındaki ayrım ciddi boyutlara ulaşmıştır.

(TEVBE suresi 35. ayet) Gün olur, cehennem ateşinde onların üzerine lav dökülür de bununla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanır: "İşte egolarınız için yığdıklarınız. Hadi tadın biriktirmiş olduklarınızı!"

(YÛNUS suresi 58. ayet) De ki: "Allah'ın lütfuyla, O'nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar! O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."

“Kahrolsun Ebu Lehep iktidarı; kahrolsun!
Zenginlik ve iktidar onu kurtaramayacak!
O kıpkızıl bir ateşe atılacak!
Çenesi düşük karısı da yanında olacak!
Gerdanında fitillisinden bir de ip olacak!” (Leheb; 111;1-5)

Genel olarak tenkid edilen anlayış, iktidarın egemen diktasından ibarettir. Kuran’ın yarattığı devrim ise, ezilenlerin ve köle sınıfının direnişi ile taçlanmış, toplumsal sisteme doğrudan müdahale noktasında baş göstermiştir.

Gayya adlı kitabımda bulunan bir bölümü yinelemek isterim;

Peki ya neden gömüldü bu kız çocukları ?

Dönem koşulları dahilinde toplumda vücut bulmuş iki temel sınıfın varlığından söz etmek gerekir. Bu sınıflar;

Sahipler ve kölelerdir.

Köle pazarları kurulur, insanlar(bilhassa kadınlar) para karşılığı satılır, ve zor coğrafi koşullarda çalıştırılır. Kültürel anlamda da toplumsal bir dayatma(mahalle baskısı) sonucuna dönüşen bu vahşi akım, bir manada içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Bir sahip, bir köleyi satın aldığında; köle’nin evlatlarını da satın almış demektir.

Sahip, kölenin kızı buluğ çağına erdiğinde, kızın kendi cariyesi olması yönünde talepte bulunur. Bu talebe karşılık verilecek tek cevap; emrin olur ya XXXX(XXXX : Sahibin ismi) biçimindedir.

Bu, kölelerin yaşam biçimi ve kültürel yapısı bünyesinde ‘’alınlara sürülmüş kara bir leke’’ olarak gözlere çarpmaktadır.

Her köle, içinde bulunduğu toplumun sınıfsal yapısının aşılamayacağı inancından doğan önkoşul ile birlikte, yeni doğan kız çocuğunun bir başkasına ‘’peşkeş’’ çekilmemesi adına, henüz bebeklik çağında bu çocuğu ‘’diri diri toprağa gömme’’ geleneğini üretmiştir.

Aynı zamanda insan pazarlarında ‘’zengin erkeklere pazarlanan!’’ genç kızların tümü, köle kızıdır!

İşte meselenin özü budur!

(TEKVÎR suresi 9. ayet) Hangi günah yüzünden öldürüldü diye!

Bu ayet maalesef yanlış anlaşılmaktadır. Burada bahsi geçen günah; kıza ait olan günah değil, aksine kendisi gömen anlayışa ait olan günahtır. Ayetin orijinal lafzı iyi incelendiğinde bu ortaya çıkacaktır.

 

بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ

Bieyyi zenbin kutilet.

Hangi günah, bu kız çocuğunun gömülüş nedenidir diye sorulduğunda!

 

Kuran’da günah kavramı üç farklı biçimde ifade edilir; ‘’İsm’’ ‘’zenb’’ ve ‘’cünah’’.

 

وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ

Ve izelmev'udetu suilet.

Diri biçimde toprağa gömülen ‘’bakireye’’ sorulduğunda

Hemen önceki ayette geçen ‘’mevudet’’ ifadesi çok önemlidir. Mevudet, bakirlere yapılan zulm karşılığında kullanılan bir ifadedir. Aslı itibari ile ‘’tam manasıyla bir kelam mucizesidir’’. Çünkü, ayetin semantiği içerisinde ‘’dişilik’’ içerirken, özü itibari ‘’bakirlerin bütününe’’ yönelik bir ifade halini almaktır .

Gayya’da işlediğimiz bu mesele, o dönem toplumunun kişiliğini bizlere yansıtmaktadır. Görüldüğü gibi, egemen diktanın faşizan tavrı; insanların evlatlarını diri diri gömmesine vesile olacak kadar vahşi bir anlayışın merkezine oturmuştur. Dönemi ve günümüzdeki tahribatı incelerken bu düzlemde bakmak gerekir.

Egemen Sistem, Muhamedi çıkış ile sarsıldı. Bu sarsılma, ekonomik iktidarı elinde tutanların sistemine yönelik bir sarsılma olduğundan, güçlü bir refleks üretti. Şunu anlamak gerekir, Mekke’li müşrikler ile, Müslümanlar arasındaki savaş, Allah’ın 3-5 tahta puta galip gelmesi noktasında değildir!!!

Bu savaş, rejime karşı ayaklanmış alt tabakanın, sınıfsızlaşma savaşıdır. Egemen diktanın sultasına son verme, mülkiyet ve dağıtıma müdahale etme adına hayata geçmiş bir savaştır.

Yani, sermaye sahipleri ve bölge elitlerinin kurduğu ‘’oligarşik’’ yapılanmalara karşıt gelişmiş bir mücadeledir. Bir halk hareketidir.

Kısa sürede örgütlenmesindeki temel sır burada yatmaktadır. Vaat edilen yaşam için mücadele verenlerin sayısı hızla artmış, savaşlar ve muharebeler ile ‘’Mekke’de’’ hayat bulmuş olan ‘’put sistemi’’ yıkılmıştır.

Put sistemi nedir ?

İbrahim Resul’ün inşa ettiği ‘’Kabe’’yi merkez edinmek sureti ile, çevre bölgelerdeki kabilelerin kutsallarını buraya taşıyarak, bu bölgeyi ‘’sermaye-ticaret merkezi’’ haline dönüştüren sistemdir.

Sürekli olarak kervanların geldiği bölgede, ticaretin en üst düzeyde işlemesi neticesinde, merkezi bir sermaye piyasası oluşturma noktasında atılmış bir adım olan put sistemi, yine Mekke yerlilerinin komuta ettiği bir sistemdir.

Ayrıca, bölgedeki ‘’yahudi etkinliği’’ni üst düzeye çıkartan, dolayısı ile tarihte Yahudiler ile hiçbir dönem çatışmamış bir sistem olan bu sistem dahilinde, Mekke’de ikamet etmekte olan aileler, merkezi otoriteyi temsil etmekteydi. Sonraki süreçte İslam’ın başına bela olan ‘’Muaviye’’nin babası Ebu Süfyan’da bu sistemin güçlü otoritelerinden biriydi.

Putların varlığı, kabilelerin bu bölgeyi tanımasını sağlıyor, böylece bölgedeki sıcak para akışı daim hale geliyordu. Düzenlenen festival ve karnavallar ile diğer kabileler teşvik ediliyor, bu zengin coğrafya her biçimde kontrol altında tutuluyordu. Bu günümüzdeki konjonktür ile birebir örtüşmekte olan bir durumdur. Çünkü Mekke yapılanması, bölgedeki ticarete müdahale etmiyor, gücü elinde tuttuğundan rekabet ve tekelleşmeyi öngörüyordu.

Bu sistem içerisinde ‘’teba’’ konumunda konumlandırılanlar, sadece hizmet edip, emeklerinin istismar edilmesine seyirci kalıyorlardı. Çünkü, sistemin müntesibleri aynı zamanda ‘’baskı ve cebir’’ yöntemleri uyguluyor, bu düzlemde ‘’feodaliteyi’’ yaşama egemen kılıyorlardı. Her kabilenin ve ailenin reisi, birer feodal ağa konumundaydı. Bu ağalar, putlara mistik hikayeler entegre ederek, halkın bu hikayeler ile oyalanmasını öngörüyor, halk ise tüm sefalete rağmen ‘’afyonlaştırılmış bir inanç sistemine dayalı olarak’’ sömürülüyordu.

Tarlalar, ekinler, bina işçilikleri ve bilimum bütün işler, emeğin hiçbir biçimde değerli bir olgu olarak görülmediği bir değerlendirme ile ele alınarak, çalışanlar ve emek sahipleri karşılıksız bırakılıyordu. Tepki verenler, uydurulmuş mistik hezeyanlara kurban edilerek ‘’idam’’ ediliyor, Tanrılara ihanet kapsamında suçlanıyordu.

Bölgenin ilahları asli surette ‘’Lat, Menat,Uzza,Hubel’’ adlı putlar değil, bu putların sırtından geçinen ağalar idi.

İşte bu durum dahilinde, sürekli mevcut yaşam biçimini sorgulayan Hz.Muhammed, anlam deryasına kattığı zenginliklerin neticesinde, vahy gerçeği ile muhatap kılınmış, bu sisteme karşıt olarak ‘’tevhid’’ sistemini egemen kılacak eylemlere girişmesi sağlanmıştır.

İlahi sistemin ürünü olan bu yöntem dahilinde, gönlünde beliren vahy esamelerini yaşayan Resulullah, düşünce ufkunda beliren aydınlanma adımının topluma entegre hale gelmesi adına mücadeleye girişmiştir.

İlk söylemi, safa tepesindeki ‘’Fatiha Suresi’’ olmuştur. Olağan bir akışın orta yerinde, halkın anlamsız bulduğu bu sözlerdeki manifesto niteliği taşıyan ana nitelik ise şudur ;

Esirgeyici ve Bağışlayıcı olan Allah’ın ismi ile başlarım, hepiniz bütün yaptıklarınıza rağmen, affa ve güven dairesine girmeye muktedirsiniz. Bu hususta çekinceleriniz olmamalı.

Övüp durduğunuz, övmeye mecbur bırakıldığınız bu ilahları/baronları terk edin, baş kaldırın! Çünkü övgü sadece Allah’a aittir..

O hem Rahmandır, hem Rahimdir, yani sizin bu hale gelmenize neden olan ilahların ötesinde, kuşatıcı merhameti ile hepinizin mutluluğunu arzulamaktadır!

O hüküm gününün sahibidir! Bu kulluk ettiğiniz baronların her birinin tek tek sorgulanacağı o günün tek sahibidir. Bu yüzden rahat olun, huzura erişin, sakinleşip düşünün!

Ey Allah’ım, biz sadece sana kul oluruz, sadece senden yardım isteriz. Bu aşağılık baronları ilah edinmeyeceğiz! Bunların yaşamımızı kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, biz sadece sana itaat edeceğiz!

Bizleri dosdoğru yola ilet, bu hainlerin, bezirganların yolundan uzak tut. Bizleri, adaletin, huzur ve esenliğin aydınlık yoluna konuşlandır.

Kendisine nimet verdiğin mutlu insanların yoluna ilet bizi, o gazaplanmış sapıkların, o kan emici halk düşmanlarının, o baronların yoluna değil!

Fatiha suresinin oluşturduğu etki, toplumdaki ümit belirtisini gözler önüne sermişti. Bu manifestoyu işitenler, adeta sarsılmış, bu manifestoyu halka deklare edenlerin toplumdışı edilmesi için binbir türlü yola girişmişlerdi.

Neden mi ?

Çünkü, egemenlikleri sarsılıyor, kurdukları sistem eleştiriliyor, kontrol ettikleri halk kitlelerine ümit aşılanıyordu. Dert ve dava üç beş tahta putun bekası değil, o putlar sırtından elde ettikleri servet ve sistemin bekası idi…

İşte Muhammedi Devrimin ruhu budur!

Peki ne oldu ?

İşkenceler, baskılar, zulüm ve yıldırma politikaları, bir avuç Selam Yolcusunu yıldıramadı. Muhammedi söylem etrafında örgütlenen ‘’alt tabaka sınıfı’’ Mekke elitlerine karşı mücadele etti. Bu mücadele, meydan muharebelerine kadar vardı. Netice de galip gelen taraf ‘’halk’’ oldu ve bu zaferin üzerine, Selam yurdu inşa edildi.

Kabe etrafında ‘’sınıfsız ve düzlemsiz’’ bir toplum yapısını baz alarak oluşturulan bu yeni medeniyet projesi, ilmi, aklı, mantığı öne alan, tezlere antitez sunan, barışçıl bir anlayış sunmaktaydı. Öyle ki, eski sistemin mağlup elitlerini dahi affederek toplum bünyesine katan bu sistem, refahın üst düzeye çıkmasına vesile olan hamleler üretiyor, mal yığmayı, servet biriktirmeyi yasaklıyordu.

Servetin ‘’ihtiyaçtan artanını’’ yoksullara dağıtmayı ‘’farz-kesin kural’’ olarak gösteren bu sistem bünyesinde, hızlı bir biçimde toplumsal sınıf ve çelişkiler yok oluyordu.

En başında dediğimiz gibi;

Rahman ve Rahim Allah’ın ismi ile…

İşte bu ifadeye sığınan ‘’müşrikler-sömürücüler’’, sistem içine girmiş, ‘’münafıklık faaliyetlerine başlamıştır’’.

Münafıklık faaliyetleri nelerdir ?

İnfak ve Münafık kelimeleri, n-f-k kökünden türemiştir. Dolayısı ile aralarında güçlü bir anlam bağı vardır. Kuran’ın semantik yapısı gereği bu ilişki göz ardı edilemeyecek kadar önem arz eder.

İnfak , ‘’elde edilen malın, ihtiyaçtan artanını dağıtma’’ demek iken, münafık ise ‘’iki yüzlü’’ manasına gelir. Devrimin ilk emri, infak eylemidir, dolayısı ile münafıklık ‘’malını dağıtmama’’ olarak göze çarpar.

Yani, malını gizlice istifleyerek, Müslümanlık iddiasında bulunma olarak ele alınabilir. Tıpkı günümüzde ki gibi. Banka hesaplarının şişkinliğine rağmen, Müslüman olma iddiası güdenler gibi…

Ya da, ayağındaki lastik ayakkabıyla okula gitme gayreti içinde olan çocukların var olduğu bir ülkede, 200 Dolar’lık ayakkabı giydiği halde Müslümanlık iddiası güdenler gibi. Bundan sanane, dilediğim gibi malıma yön veririm diyebilirsiniz. Buna hiçbir tepki göstermem, ben sadece Kuran açısından Müslümanlığın ön koşulu olan bir kavramı açıklıyor, bu eylemi hayata geçirmediğiniz sürece ‘’münafık’’ kalacağınızı söylüyorum. Bu işin ne benimle, ne de başkasıyla alakası yok. Sadece sizi bağlayan bir durum.

İşte bu eski sistemin elitleri, yeni kurulan düzen içinde kilit noktalar edinmek için takkiyeler yaparak (ki Ebu Süfyan ve ailesinin geldiği mevkiler bunun en net örneğidir), Hz.Muhammed’in beşeriyet aleminden uluhiyet alemine geçişi sonrası elde ettikleri mevkileri gücü vasıtası ile, kaos ve hengame ortamı üretmişlerdir. Bunun en vahim örneğini, ürettikleri hengamenin kısa bir sürede hayata geçişi sürecinde görebiliriz. Hz.Muhammed’in yol arkadaşları olan, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali ciddi çatışmalara itilmiş, bu isimlerden üçü suikast yoluyla şehit edilmiştir.

Sonrasındaki boşluğu değerlendirmeye ve iktidarı ele geçirmeyi arzulayan ‘’Süfyan oğulları/Emeviler’’, devrimin son kalesi olan ‘’İmam Hüseyin ve Ailesini’’ Kerbela çölünde şehit ederek, mutlak güç konumuna gelmiştir.

Allah Resulünün evlatlarını hunharca katleden, ailede bir tek erkek evlat bırakmayan bu gözü dönmüş zorbalar, yaptıkları bu işi ‘’din dairesinde ele almış’’, halkı tekrar afyonlamayı başarmıştır. İlginçtir ki, halk bu olayın cereyan etmesine rağmen, halifeye biat etmiş, Emevi halifesi de Yahudi ulemanın ürettiği ‘’Kuran dışı vahiy/hadis’’ uydurmaları üzerine, dinin bütün ruhunu katletmiş, Mekke putçuluğunu İslam dairesine sokmuştur.

Sonraki süreçte cereyan eden mezhep savaşları, çatışmalar ve kaoslarla dolu yıllar dahilinde, Muhammedi Devrimin ilk aşamasındaki ‘’sınıfsız toplum ve akılcı halk’’ düşüncesinden eser kalmamış, Halife ve elitler saraylara, halk kerpiç evlere hapsedilmiştir. Piyasalar yeniden iktidarın eline geçmiş, infak müessesesi yok edilmiştir.

Karşı konulmaz, tartışılmaz söylemler üreterek, günümüzdeki dinci düşüncenin temellerini atan bu güruh, Kuran’dışı dinciliğin saplantılarını topluma empoze etmiş, tarih sahnesinde Muhammedi Devrim’i yineleme girişimlerinde bulunan ender şahsiyetleri katletmiştir.

Bunlardan bazılarını sayarsak eğer ;

Ebuzer Gıffari, Hallac’ı Mansur, Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedrettin gibi isimleri sayabiliriz. Dikkatle incelersek, bu isimlerin tamamı ‘’küfür iddiası ile katledilmiştir’’. Dindarlık adına aforoz etme hıyanetinin hortlatıldığı ve İslam Engizisyonlarının kurulduğu bu dönemde, Malının 1/40’ını zekat olarak veren kişi, her tuğlası altından oluşan bir evde dahi otursa caizdir, gibi uydurma söylemler ile ‘’Mal Yığma Putperestliği’’ caizleştirilmiştir.

Kuran’ı anlamak için, rivayet ve uydurulmuş hadislere başvurulması gerektiği iddiası, bu sürecin ürünüdür. Çünkü, Kuran’ın tek başına önerdiği ‘’Devrimci duruş’’, sistemin kemiklerini kırıcı nitelik taşımaktadır. Dolayısı ile, Kuran dışı bir din algısını enjekte ederek, Kuran’da beyan edilen kavramların günümüzde algılanamamasını sağlayan bu odaklar, yine ruhban sınıfı üreterek, halkı onların söylemlerine hapsetmiştir!

Anlatmaya çalıştığım süreci düşündüğünüzde ve başa döndüğünüzde, gerçekleri idrak etme adına Kuran’ın yeterli olduğu gerçeği ile yüzleşeceksiniz.

Kaldı ki, bizler Peygamberden dolayı Kuran’a inanmıyoruz. Kuran’ı okuyup iman etmiş kimseler olarak, orada Peygamberin varlığı kabul edildiği için Peygambere inanıyoruz…

İşte Kuran’ın perspektifi budur.

Humeze ve Lumeze ye geri dönelim. Humeze ve Lumeze yukarıdaki fiillerin elebaşlarının genel adıdır.

وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ

Veylül li külli hümezetil lümezeh.

Yazıklar olsun bütün hümeze ve lümezelere…

Hemen Kuran’da en çok göze çarpan yöntemi kullanarak açalım konuyu. Ayetin öncesi ve sonrasına bakarak yola çıktığımızda çok güzel biçimde hümeze ve lümezenin tarif edildiğini göreceğiz;

O ki servet yığıp mal biriktirir, parayı tedavülden çeker, kesesine doldurur ve onlara odaklanır

Hümeze ve lümezelerin genel özelliği budur. Hümeze, kıran geçiren manasına gelmektedir. Lümeze de aynı biçimdedir, inciltici, sömürücü demektir. Sonraki ayet ile ele aldığımızda, Hümeze ve Lümezenin genel anlamı şu biçimde oluşacaktır;

Kişisel ihtiras ve mal sevdası için, halkın sefil bir biçimde inletildiği sistemlere boyun eğen, malını dağıtmayan, mal biriktirmek ve yığmak adına oyunlar kuran, mal yığma sistemleri ile ilişki kuran, bu sistemler içinde yer alan, ‘’halkın onurunu ve haysiyetini inciltip, kırıp geçiren bu anlayışları egemen kılan, kılmaya çalışan’’, buna rağmen ‘’müslüman olduğunu iddia eden’’ kişi, grup, cemaat, odak ve unsurlardır.

Günümüz, hümeze ve lümezelerin dikta ettiği anlayışın egemenliğindedir. Küresel Kapitalizm ile ‘’müttefik’’ olup Müslüman cakası satanlar, Kuran’da hümeze ve lümeze olarak adlandırılmak ile birlikte, ‘’HUTAME’’ ile cezalandırılacakları bildirilmektedir.

O, kalplere nüfus eden bir ateştir!

Yani, insan benliğine nüfus eden bir alışkanlıktır. Kişiyi esir alır, sarmalar, hapseder. İçinden çıkılması imkansız bir hal’dir. Dolayısı ile, HUTAME halinde olan kişilerin gelişmesi, değişmesi ve faydalı bir birey olması düşünülemez. O, sadece ve sadece içinde bulunduğu çelişkilere gömülür. Olayları, bu çelişkiler düzleminde inceler, sadece mutsuzdur. Korkuları büyüktür.

Hümezeler, Lümezeler, Hutame yolcuları, tarihimizin kaçınılmaz unsurlarıdır. Günümüzde her ne elbisesi giyerler se giysinler, biz onları gözlerinden tanırız…

Saygılarımla

Eren Erdem

Bu haber 558 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Tansu ÇİLLER Ve Avucuna Altın Etme Meselesi27/Temmuz/2010

ANKET

TBMM İç İşleri Alt Komisyonunda bekletilen Özel Güvenlik yasa tasarısından beklentiniz nedir ?





Tüm Anketler

Özel Güvenlik Haber Son Okuyucu Yorumları
taner 31/Temmuz/2010, 18:55
kimse küfür falan yazmaz yorumcu kardeş bizler halkın kahramanları olarak gözüyandanda tehditler alıyoruz özellikle hastanelerde olan olaylar hic bir yerde yok bakanımız bizi görsün artık bize maaş sonra ki şey öncelik le iş garantisi ve haklarımızı sunsun bizde insanız sizin cocugunuzun kılına zarar gelse her babanın her annenin acısısını bilemezsiniz duyun artık sesimizi ne olur özellikle başbakanımıza sesleniyoruz..
irfan 31/Temmuz/2010, 14:35
Bu haklarımız ile bu hukukumuz ile hangi güvenlik arkadaşlar .Bu olaylara kayıtsız kalan hükümetimiz daha ne kadar bekliyecek elimizde sadece jop ve kelepçe ile hertürlü tehdide maruz kalmaktayız hatta işi dahada ileriye götürüp mesai sonrasına görüşürüz deyip görev bitimin de takip olaylarına varana kadar. mesai sonrası siviliz bizi bu acizliğe ve itibarsızlığa sürükleyip sömürten bu hükümet utansın bizlerede düşen çoook dikkatli olup olaylara temkinli yaklaşmak arkadaşımıza allahtan şıfalar dilerim
41poyraz 31/Temmuz/2010, 00:50
10 yıldır bu sektörün içindeyim çektiklerimizi bir biz biliriz birde allah bilir maddi ve manevi yönden çok yıprandık bankalara borç bakkala borç insanlara karşı mahcup illaki bir yerlerden bu özel güvenlik görevlileri sesmi getirmesi gerekiyo dikkat çekmek için bu ülke ve bu insanlar bunlara layık deyil haketmiyoruz başımızdaki siyesetçiler kavgayı kesip bu milletin derdine deva bulmak zorunda bırakın bu kayıkçı kavgalarını rant kavgalarını yeterrrr şirket sağ çakar iş yeri sol çakar özel güvenlikmi özel çilemi çektiriyonuz bu millete yeter yawww AB havasına kapılmış gidiyonuz yasa çıkarıyonuz alt zemini oluşturmadan temelsiz bina çabuk çöker sayın vekillerrrr.........
niyazi 30/Temmuz/2010, 23:07
öncelikle meslektaşıma acil şifalar diliyorum allah yardımcın olsun meslektasım dedimya kusura kalmayın bizimki meslek falan degil eger polis falan olsaydı bakaydınız o zaman tabi polislerde bizimcanımız kimsenin tırnagına taş deymesin ama göruyonuz şimdi bu guvenlıkcı arkadasa ne olacak 600 milyon onu kurtarırmı ona kim sahip cıkacak allah hepimizin yardımcısı olsun
alper can 30/Temmuz/2010, 21:42
Asgari ücretle çalışan meslektaşımıza geçmiş olsun ama bu devletin polisi olsaydı devlet gereken ilgiyi gösterirdi hemen ama olan güvenliğe olunca uzaklaşıyorlar ama öldükten sonra Allaha yakınlaşacaksınız o zaman kaçın bakalım Allah sizleri bildiği gibi yapsın inşallah referandumda HAYIR oyu kullanmazsam şerefsizim aşiret olarak HAYIR OYU kullanacağız Allahına kadar
azer 30/Temmuz/2010, 15:20
kardeşime allah acil şifalar inayet etsin
merhaba 30/Temmuz/2010, 14:25
arkadaşlar bu aysadan son durum ne haberi olan bana mail yazsın. artık görsünler özel güvenlikçileri ben hastanede çalışıyorum her gün kavga hayati tehlikemiz yüzde yüz sövülmedik yerimiz kalmıyor ne bayramımız var aldığımız 600 tl hakkımızı istiyoruz hakkımız neyse onu versinler milletvekillerine sesleniyorum görsünler artık bizi başka yasalarla uğraşcaklarına artık bizim meseleyle uğraşsınlar yasadan haberi olna bana mail yazsın arkadaşlar allaha emanet olun.
Sabah Gazetesi Hürriyet Gazetesi Milliyet Gazetesi Posta Gazetesi Star Gazetesi Habertürk Gazetesi Fotomaç Gazetesi Takvim Gazetesi Fotospor Gazetesi
Cumhiriyet Gazetesi Dünya Gazetesi Radikal Gazetesi Sözcü Gazetesi Türkiye Gazetesi Zaman Gazetesi Taraf Gazetesi Referans Gazetesi Yenişafak Gazetesi

Sitede yayınlanan resim, yazı, içerik, kod, kaynak gösterilmeden başka sitelerde yayınlanamaz. Sitede yayınlanan haber ve yazılar yazan kişinin sorumluluğundadır, sitenin genel bakışını yansıtmaz. Bu görüş ve yazılardan sitemiz kesinlikle sorumlu tutulamaz. Ögg Özel Güvenlik Sitesi Sitemiz Özel Güvenlik Haberleri Ogghaber Ogg Haber com ogg sonuçları Ögg Haberleri Ögg Haber, www.ogghaber.com www.ozelguvenlikhaber.com haber ahlakına uygun yazı haber ve içerik yayınlanması hususunda sitemiz hassastır. Uygun bulunmayan haber ve içerikler yayından kaldırılır.© Copyright - 2009- Türkiye Ögg Haber - Tüm Hakları Saklıdır. Her Türlü Reklam, Eleştiri ve Sorunlarınıza Açığız bilği için admin@ozelguvenlikhaber.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

haberler

Güvenlik Görevlisi iş ilanları Güvenlik Haberleri