Özel Güvenlik Görevlisi Maaşlar Yasa Tasarısı 5188
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI REKLAM İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

Seçimler ve Parti Değiştirmelere Yönelik Siyasal Bir Çözümleme

Deniz KARAKURT

17/Ocak/2010, 00:05

Deniz KARAKURT

Zaman su gibi akıp geçiyor. Eğer daha erken bir tarihe alınmazsa, en geç sekiz ay ile bir yıl arasında ülkenin gündemine yeniden seçimler yerleşecek. Her seçim döneminde olduğu gibi önümüzdeki seçim kampanyaları sürecinde de yine bireysel veya toplu olarak parti değiştirmeler, transferler yaşanacak.


İnsanlık tarihi boyunca var olan saf değiştirme olgusu, özellikle siyasi arenada son 10-15 yıl içinde ülkemizde farklı bir boyuta taşındı. Bu durumun nedenlerinden en önemlisi ise; yalnızca Türkiye’de değil tüm Dünya’da yaşanan siyasal farksızlaşma ve ideolojilerin bulanıklaşmasıdır. Çünkü bir zamanlar Dünya siyaset sahnesi üzerinde çok önemli rol oynayan ideolojiler, çeşitli etmenlerin ortaya çıkışıyla birlikte önemini yitirmeye başlamıştır. Bunun sonucunda siyasi akımlar daha esnek ve geçişken bir  yapıya bürünmüşlerdir. Bu durumun olumlu yansımaları olduğu gibi olumsuz yönleri de açıkça kendisini ortaya koymaktadır. Örneğin futbol takımı tutar gibi fanatik bir yaklaşımla körü körüne belirli bir ideolojinin savunucusu veya bir partinin  mensubu olmak yerine eleştirel yaklaşımlar sergileyip, daha iyi hizmet edeceği düşünüleni seçme mantığı ideolojik katılığı  terk etmenin en olumlu dışavurumudur. Böylece siyasi yelpazenin farklı yerlerinden farklı partiler iktidara gelebilmektedir. Ancak diğer taraftan; sürekli iktidarda olandan yana durma, iktidar değişince derhal yeni gelene tabi olma, prensipleri reddetme, kural tanımama, yalnızca kendini düşünme ise siyasi farksızlaşmanın en büyük dezavantajlarıdır. Böylece siyasi renkler ve çeşitlilikler kaybolmakta, muhalefet -görüntüde var olsa bile- anlamını yitirmekte ve ciddi antitezler ortaya koyamamaktadır.  Aynı durum bir zamanlar iktidardayken daha sonra muhalefet konumuna geçen partiler için de geçerli olmaktadır. Bütün bunların üzerine, -özellikle de ülkemizde- birbirinin tam tersi görüşlere sahip olduğunu iddia eden siyasi partilerden birbirlerine geçişler hiçbir etik kritere uyulmadan gerçekleşmektedir. Yine de belirtilmesi gerek bir husus ise, ideolojilerin oluşturduğu ve ortaya çıkardığı çeşitli kavramların ve sınıflandırmaların yalnızca görüntüde de olsa etkilerini devam ettirmekte olduklarıdır. Yani insanlar her şeye rağmen saflara ayrılma ve gruplaşma güdülerine sahiptirler. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde var olan iki büyük parti dönüşümlü olarak iktidara gelmektedir. Aralarında çok önemli farklar bulunmadığı halde bu partilerin mensubu olmak ve karşısında bir rakip bulmak, çekişme halinde olmak hem insani güdülerin tatmini hem de demokrasi çarkının dönmesi için zaruri görülmektedir.

 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlar kendilerini belirli kategoriler içerisinde sınıflandırırlar. Bu sınıflandırmaların en kolayı siyasi partilere dayalı olanıdır. Bir de siyasi partileri daha basit ama daha bulanık olarak genelleyen bir yaklaşım vardır. Hepimizin çok iyi bildiği, hepimizin çok sık yaptığı bir sınıflandırmadır bu: “Ben sağcıyım” , “Ben solcuyum”… Hepsi bu kadardır. Koca bir dünya ikiye ayrılmıştır artık.

Peki sağ ve sol diye kategorize edilen bu görüşler arasındaki fark nedir? Başka bir deyişle bu görüşlerin iddiaları nelerdir, neleri savunurlar? Yüzlerce, binlerce farklı cevabı vardır bunun. Bu görüşlerin mensupları, kendilerince olumlu gördükleri yanlarını, ayırt edici özellikler olarak sunarlar sizlere. İsterseniz bir deneyin. Sorun etrafınızdaki insanlara… Sağcı olduğunu söyleyenlere; “Sağcı olmak ne demektir?” diye bir soru yöneltin. Birbiriyle ilgisiz, (bazen birbirine benzer) çok değişik cevaplar gelecektir. Ya da bir solcuya sorun; “Solculuğun savunduğu şey nedir?” diye… Yine çok geniş bir yelpazede yanıtlar alacağınızdan emin olun. Ama bu yanıtların çoğu tarihsel ve pratik olarak ya yanlıştır ya da eksiktir her iki kesim için de. Mesela sağcılar, sağcılığın “geleneklere bağlılık, dine bağlılık, milliyetçilik, muhafazakarlık, özgürlükçülük, liberallik, serbest piyasa ekonomisi…” olduğu cevabını vereceklerdir size. Veya solcular da “ilericilik, demokratlık, laiklik, eşitlikçilik, bağımsızlık, devletçilik, planlamacılık…” olduğunu ifade edeceklerdir solculuğun. Doğru mudur bunlar? Belki kısmen doğrudur. Aslında –hele de günümüzün siyasi dengeleri ve kavramları değişen dünyasında- bu kavramların bir kısmı, her iki görüş tarafından da kabullenilir, hatta bazıları her ikisi için de vazgeçilmezdir. Son yıllarda yaşanan değişimlere paralel olarak da; bunlardan birisini bugün solculuk adına savunan birisi yarın karşı çıkabilir. Dün sağcılık adına bu kavramlardan birisine sahip çıkan bir topluluk, bir süre sonra o kavramı reddedip bugün onun tam zıttı olan başka bir kavrama sarılmış olabilir. Ayrıca bu kavramlardan kimin ne anladığı da ayrı bir muammadır. Örneğin özgürlükleri sağcılar da solcular da savunur, ama özgürlükten ne anladıkları kimi zaman farklılaşır. Öyleyse bu dünya görüşlerini birbirinden farklılaştıran temel kriterler nelerdir? Bu soruya cevap verebilmek için ideolojileri incelemek ve anlamak gerekmektedir.

Sol olarak sınıflandırılan görüşlerin içerisinde bir uçta Sosyalizm vardır. Diğer tarafta ise sağ ideolojilerin en yaygını olan Kapitalizm. Bu kavramları tanımlayıp içerisini doldurmaya başlamadan önce yukarıda sorduğumuz soruyu yeni bir biçimle tekrar soralım: Bir zamanlar Dünya’yı soğuk savaşa sürükleyen birbirinin düşmanı olan bu iki görüş arasında temel sorun nedir? Birbirlerinde kabullenemedikleri şey nedir? Halk tabiriyle neyi paylaşamamışlardır? Şimdi bu sorunun cevabına geçmeden önce tarih içinde geriye doğru bakıp, kişisel anılarımıza bir göz atalım hep birlikte.

İdeolojik kavgaların ön plana çıktığı dönemlerde aileler; kendilerine belirli ideolojileri dayatmaya çalışan gençlere sorarlardı: “İktidarı ele geçirdiğinizde ne yapacaksınız?” Sol görüşler içindeki uç fraksiyonları savunan gençler büyük bir gururla cevap verirdi: “Herkesin bir evi olacak, fazlası varsa elinden alacağız, olmayana vereceğiz.” Diğer uçtaki görüşler de bu iddiayı yine onlara karşı kullanırlardı: “Bakın onca emek vererek aldığınız, yaptırdığınız evlerinizi ellerinizden alacaklar.” Bu tartışmalar sürüp giderdi. Tam da bu noktada durup iki tespitin yapılması gerekir. Birincisi; bu gençler yukarıda saymış olduğumuz muğlak kavramları sahiplenenlere nazaran doğru bir noktayı yakalamış görünürlerdi. Yani ilericilik-gericilik veya özgürlükçülük-eşitlikçilik gibi soyut iddiaları bırakıp sorunun ekonomik olduğunu yakalamışlardı. Yani sorun özel mülkiyetle (veya mefhumu muhalifinden devlet mülkiyetiyle) ilgiliydi. Peki ama sorun insanların evleri miydi? Burada söylenmesi gereken ikinci husus da budur?: Hayır! Bu konuda yanılıyorlardı.

Sosyalizm ve Kapitalizm arasındaki temel çelişki insanların evleri, arabaları üzerindeki mülkiyet hakkı değildir. En azından bu iddia kısmen doğru olsa bile büyük oranda eksiktir. Öyleyse doğru açıklama nedir? Yanıtını doğrudan verelim: Üretim araçları üzerindeki mülkiyet hakkının kime ait olacağıdır. Üretim araçlarının mülkiyeti… Peki üretim araçları nedir? Bildiğimiz anlamda basit el araçlarını anlamayacağız elbette ki. Fabrikaları, ticari amaçlı atölyeleri, ticari amaçlı tarımsal arazileri ve hayvan çiftliklerini anlayacağız. Şimdi sorumuzun yanıtını tekrar verelim. Sosyalizm ve Kapitalizm arasındaki temel sorun ekonomiktir ve üretim araçlarına kimin sahip olacağı sorusu üzerine kuruludur.

Üretim araçlarına kim sahip olacak?

Peki bu siyasal sistemlerin ve savunucularının cevapları nedir bu soruya dair? Kapitalizm der ki: Üretim araçlarına özel mülkiyet sahip olacak. (Yalnızca ve yalnızca özel mülkiyet, başka ortağı olmayacak).  Öyleyse mutlak kapitalizmden yana olanlar ticari hayata devlet müdahalesini  kabul etmeyeceklerdir. Devlet yalnızca para basacak ve vergi toplayacaktır. Sosyalizmin cevabı da bu kadar kestirmedir ama tam tersidir: Üretim araçlarına yalnızca devlet sahip olacak. Devlet sahip olacak ama “Toplum adına” diye bir şerh düşmeyi de ihmal etmez. (Böylece sosyalist devletlerin katışıksız biçimlerinde kişiler fabrika sahibi olamaz, ticari amaçlı büyük arsa ve arazi sahibi olamaz, ticari amaçlı hayvan çiftliği sahibi olamaz.) Yani insanların evleri ve ticari amaçlı olmayan arsaları sorunun çekirdeğinde yer almaz. Bunlar ancak ikinci sıradadırlar. Temel sorunu halleden yani üretim araçlarını devletleştiren pek çok sosyalist devlet bu aşamadan daha ileriye gitmemiştir. Ama kimileri de üretim araçlarıyla yetinmeyip evleri ve arsaları da (gayrımenkulleri) özel mülkiyetin elinden çekip almıştır. Tarih içinde baktığımızda örneğin Osmanlı toplumunda tarlalar ve toprak devletin malıdır. İki yıl üst üste ekmeyenin elinden devlet o toprağı alır ve başkasına verirdi. Elbette ki Osmanlı Devleti sosyalist bir yapıya sahip değildi ama gerileme ve çöküş dönemlerine kadar toprak sistemi sosyalist bir yapıyı andırıyordu. Bu kadarla yetinmeyen bazı sosyalist devletler ise  toplumsal hizmetleri de kamulaştırmıştır. Örneğin elektrik, su, doğalgaz, telefon, ulaşım hizmetleri özel mülkiyetin tasarrufundan çıkarılmıştır.

Kısaca özetlersek, siyasal sistemler arasındaki özel mülkiyet veya devlet mülkiyeti nelere sahip olmalıdır sorusu şu önem sıralamasına göre ilerler:

1. Üretim araçları, 2. Gayrımenkuller 3. Hizmetler

(Bir sonraki yazıda: Sosyalist ve Kapitalist Sistemlerin olumlu ve olumsuz yanları, birbirlerine yönelttikleri eleştiriler.)

Deniz Karakurt

 

Bu haber 173 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Hayır, Demekte Eskisi Gibi Israrcı Bulunmamaktayım07/Eylül/2010

ANKET

TBMM İç İşleri Alt Komisyonunda bekletilen Özel Güvenlik yasa tasarısından beklentiniz nedir ?





Tüm Anketler

Özel Güvenlik Haber Son Okuyucu Yorumları
alihsan işdar 07/Eylül/2010, 00:43
BİMER'e sorunlarımızı sıkıntılarımızı anlaşılır biçimde yazıp gönderdim hayırlısı neyse o olsun Editör: Bizi bilğilendirdiğiniz için teşekkür ederiz
murat 06/Eylül/2010, 23:28
bende güvenlik görevlisiyim bende butür tatsız olaylara şahit oldum ve bende dövülen vatandası ellerinden çıkartmak isteyince banada zor kullandılar diyeceğim odurki allah yukarda bilsinler herkes kendi bacağından asılacak
dadas ögg 06/Eylül/2010, 21:52
yuh diyorum ben 1 kişiye .3..4 kişi neki kardeş daha teşkilatı heporaya getireydiniz ama gelki teşkilat gelse evvela kendi arkadaşlarını döyer yetkililerin bu gibi şeylere tepkisiz kalması çok ayıp
yılmaz 06/Eylül/2010, 19:26
BBP güzel bir konu üzerinde durmaktadır bence eksik kalan bir durum var bazı meslek gruplarında yıpranma payından dolayı erken emeklilik durumları var ÖGG lere niiçin böyle bir hak verilmiyor veya talep edilmiyor. Bilğisayar operatörü kadrosunda çalışanlar bile 1 yıl erken emekli oluyor. Bizler yılın 365 günü hizmet veriyoruz.
TEKYUMRUK 06/Eylül/2010, 16:30
özel güvenlik görevlileri BURAK ÖZLEM arkadaşımızın yazdıklarına dikkat edelim kanun kanun diyoruz fakat bu kanun sadece 5 senede bir yenileme eğitimi ile alakalı olmaması gerek öncelikli olarak iş garantisi,kıdem tazminatı,yıpranma payı,sözleşmelerle alakalı olmalı.tabikide en büyük sorun yine maaş ama bunlarda sorunların en büyüğünü oluşturuyor ve özel güvenlik görevlilerinin görevleri görev alanı içerisinde yapacakları ve yapamayacakları diye bir madde olmalı çünkü özel güvenlik görevlisi olarak çalışan personele görev dışı iş yaptırılıyor araba yıkattırılıyor,çim biçtiriliyor,çay demlettiriliyor,yemek ısıttırılıyor vb işler yaptırılarak asli görevinin dışına çıkılmasına sebep olunuyor bunları eskiden bekçiler yaparlardı yani özel güvenlik görevlileri bekçi olarak nitelendiriliyor bu zihniyetten vazgeçilmeli bunlarıda kanun olarak değerlendirmeleri gerekiryoksa bizler bekçi olarak hizmet edeceğiz çunki işveren kendi çıkarları için bizlerin bekçi olarak görev yapmasını denilen herseye yaparım ederim dememizi istiyor aksini yapınca işine son veriliyor işte iş garantisi yok al sana kanun.savsatlim08@hotmail.com miting düzenleyelim sayın arkadaşlar geç kalıyoruz birleşelim tek yumruk olalım hiçkimseden ses seda çıkmıyor bizler bu kadar cesaretsizmiyiz bu kadar sayımız azmı nerde meslektaşlarımız özel güvenlik sendikası kuruldu fakat ne icraat yapıyor hiç birşey sendikalara güvenmıyorum ben biz kendımız yapalım bakın sendıkalar arkamızdan nasıl koşacaklar neden çunkı ekmeklerıne yağ surulecek ama bız onları arkamıza almayalım çunkı arkamızda duran ınsanlar bızlerı arkadan vururlar önumuzede almayalım çunkı bızım arkamızdan gelıp onumuze çıkan ınsanlar tehlıke anında öne bızlerı surerler bız kendı gucumuzle bırleşelım miting duzenleyelım eylem yapalım
erhan 06/Eylül/2010, 15:56
allah razı olsun
tuğrul 06/Eylül/2010, 13:14
Arkadaşlar öncelikkle beliritmek istediğim bişi var UNUTUNNNNNN Yasa hikaye biz birlik olmadığımız için her zaman böyle devam edecektir birlik olalım büyük bir potansiyel var ög de
Sabah Gazetesi Hürriyet Gazetesi Milliyet Gazetesi Posta Gazetesi Star Gazetesi Habertürk Gazetesi Fotomaç Gazetesi Takvim Gazetesi Fotospor Gazetesi
Cumhiriyet Gazetesi Dünya Gazetesi Radikal Gazetesi Sözcü Gazetesi Türkiye Gazetesi Zaman Gazetesi Taraf Gazetesi Referans Gazetesi Yenişafak Gazetesi

Sitede yayınlanan resim, yazı, içerik, kod, kaynak gösterilmeden başka sitelerde yayınlanamaz. Sitede yayınlanan haber ve yazılar yazan kişinin sorumluluğundadır, sitenin genel bakışını yansıtmaz. Bu görüş ve yazılardan sitemiz kesinlikle sorumlu tutulamaz. Ögg Özel Güvenlik Sitesi Sitemiz Özel Güvenlik Haberleri Ogghaber Ogg Haber com ogg sonuçları Ögg Haberleri Ögg Haber, www.ogghaber.com www.ozelguvenlikhaber.com haber ahlakına uygun yazı haber ve içerik yayınlanması hususunda sitemiz hassastır. Uygun bulunmayan haber ve içerikler yayından kaldırılır.© Copyright - 2009- Türkiye Ögg Haber - Tüm Hakları Saklıdır. Her Türlü Reklam, Eleştiri ve Sorunlarınıza Açığız bilği için admin@ozelguvenlikhaber.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

haberler

Güvenlik Görevlisi iş ilanları Güvenlik Haberleri